17 Haziran 2011 Cuma
Lüfer, hamsi, kalkan... kader anı 21 Haziran!
Lüfer, hamsi, kalkan... kader anı 21 Haziran!: "“Seninki kaç santim?” kampanyasının sonucu belli oluyor. Tarım Bakanlığı balıkların ve denizlerin geleceğine Haziran’da karar veriyor. İş işten geçmeden, balıklar tükenmeden, daha fazla ertelemeden, hemen şimdi eyleme katıl."
13 Haziran 2011 Pazartesi
Hatuni ve ben
Bir ağustos akşamıydı , yıllardan 2009.. Stajdan dönerken seçebileceğim 3 yol varken ben o yolu seçmiştim. Bakabileceğim sonsuz tane yön varken ben onun olduğu yöne bakmıştım. Derler ya kader ağlarını örmüş diye. O gün kader iyi bir sahne hazırlamıştı bana.
Sadece 1 sn uzaktan gördüğüm ve "ay ne tatlıymış" deyip yürüyerek yoluma devam edebileceğim siyah ufacık bir kedi görmüştüm .. Ama nedense bir şey beni ona doğru çekmişti. Yanımda kedilerin bayıldığı biftekli Whiskas vardı , ne güzel yerdi o .. Derken o da ne , kaçmıştı benden .. Hayır kedilerin kaçmasına alıştım ancak onda kendini
bilmez bir hal vardı. Zaten bu sayede yakalayabilmiştim onu... İşte ona ilk yakından bakışımı attığım an onun bana karşılık veremeyeceğini farkettim.. İki gözü de enfeksiyon kapmıştı.. Önüne koydum kuru mamadan , hiç oralı olmadı... Onu orada bırakıp gidemedim , bir şey beni o bir kaç dakikada ona bağlamıştı.. Bir şey yapıp onu yanıma almalıydım .. Aradım annemi ilk çarem .. "Olmaz , ne yapacağız onu? Bırak annesi bakar ona " tarzı sözleri bir kulağımdan girip diğer kulağımdan o kadar hızlı çıkmıştı ki ben bile şaşırmıştım. Bu kadar kararlı olduğumu görünce çaresiz geldi annem , götürdük veterinere.. Veterinerimizi çok iyi tanıyor ve güveniyordum. Mutlaka iyileşecekti kedicik. Derken veterinerimiz herşey için çok geç kalındığını ve kediciğimin bir daha göremeyeğini söyledi bana. Belki de hiç görmemişti , hiç açamamıştı gözlerini .. Birkaç gün veterinerde kalacaktı ve sonrası için bir çare bulmak şarttı.
İlk aklımıza gelen babannemdi. Babannemler en alt katta oturuyorlardı, evleri apartmanın bahçesine açılıyordu. Üç yaşlı bir de kedicik onlara can yoldaşı olur diye düşündük. Götürdük oraya, içimizde pek umut yoktu ama yine de şansımızı denemek istedik. İstemediler benim güzel kızımı. Mecbur başka bir çare düşündük. O gece babamın iş yerinin önündeki küçük bahçeye bıraktık. Mütevazi bir yer hazırladık. Orada bir kaç hafta konakladı kedimiz . Ancak hareketlenmeye başladıkça yola atlaması an meselesiydi. Çok tehlikeliydi onun için.
Sonra babamın diğer ofisini düşündük. Oraya yerleştirdik. Hem daire gibiydi , ev hissini de yaşayabilirdi. Bu sırada hala bir ad koyamamıştık . "Kara" kalmıştı adı. Bu ofis-evde de bir müddet yaşadı ancak yeni müdürün bir kedi ile aynı ofisi paylaşmak istememesi nedeniyle oradan da atıldı kediciğimiz.
Artık son çare bizdik. Evimize gelecekti,başka yolu yoktu. Kör olması hiç birşeyine engel değildi. Oyunlar oynuyordu , mama kabını buluyordu , bize geliyordu , tuvaletini kabına yapabiliyordu. Pekala bizim evde yaşayabilirdi. Annem bu durumu istemiyordu açıkcası çünkü evde hali hazırda iki kedi vardı ve üçüncü bir kedi gündemimizden çok uzaktaydı. Yalvar yakar ve biraz da zorlamayla anne ikna edildi. Kedicik bizim kullanmadığımız küçük odaya yerleşti. Sadece odada kalıyordu , hiç çıkarmıyorduk. Mamasını kumunu ben hallediyordum. Tuvaletini yaptığında miyavlayarak "Gelin şunu temizleyin yahu çok pis koktu" diyordu adeta :)
Zamanla oraya sığmamaya başladı. Evimizin tamamını açtık ona. Gece yanımıza geliyor, evin içinde koşturuyor, ayaklara atlıyordu. Çok mutluydu çook :)
Derken çiş yapma huyu baş gösterdi. Sık sık bir yerlere çiş yapıyordu. İlk aklımıza gelen böbreğini üşütmüş olabileceği ya da idrar yolları enfeksiyonuydu .. Veterinere götürdük . Tahlillerde kediciğimizin bir de şeker hastası olduğu ortaya çıktı. Normalin kat kat üzerindeydi. Günde iki kere insülin iğnesi yapmak gerekliydi.
Mecbur bunu da kabullendik. Ara sıra şekeri çok düşüyordu , o zaman şekerli su içiriyorduk. Sabah akşam iğne devam ediyordu.Sesini bazen yükseltse de genel olarak teslimiyetçiydi. Banyo yaparken yanımıza geliyor, küvete gidip kedilerin pek sevmediği suyla oynuyordu. Adı da nedense "Hatun" olup çıkmıştı.
Derken bir gece iğne yaptıktan sonra çok halsizleşti. Şekerli su içirdik , mama verdik kendine geldi o gün. Ertesi sabah tekrar iğnemizi yaptık , odasına kapattık. Annem okuldaydı ben evde tektim.İlkokul arkadaşlarım gelecek,onlarla güzel bir gün geçirecektim. Deli gibi okey oynayacaktık.Keyifli bir kahvaltıdan sonra odama geçeyim dedim,hazırlanacaktım. O sırada bir inleme duydum . Kalbim o kadar hızlı atmış mıdır daha önce bilmiyorum. Kapıyı açtığımda kedimin yerde bilinçsiz yattığını ara ara inlediğini gördüm , nefes almaya çalışıyordu dili dışarıdaydı. Elim ayağım birbirine dolandı, neden ev telefonunu yanıma geldim , kabına nasıl koydum , arabayı nasıl kullandım , babamı hangi aradım bilmiyorum. Ama yetiştirdim kızımı veterinere . Titreye titreye teslim ettim veterinerlere kedimi. Dua etmekten başka bir şey gelmiyordu elimden maalesef. Serum takıldı , şekeri yükseltildi.
Çok şükür kendine gelmişti. Aldım kediciğimi tekrar geldim evime , arkadaşlarımı da aldım. Derken üzülerek fark ettim ki , kedim tekrar yerde bilinçsiz yatıyordu. Hoop tekrar veterinere, yine serumlar , bu defa daha uzun süre. Tekrar kendine geldi kızım. Aldım eve geldim. Buz gibiydi ve halsizdi. Yatırdım kucağıma , üstümüze de battaniyeyi aldım. Öyle uyuduk. Uyandığımızda eski Hatun geri gelmişti çok şükür. Yaşasın dedim , beni bir daha korkutma dedim. Tamam dedi :)
O günden sonra bir daha şeker problemi olmadı , veterinerler de bu duruma şaşırmışlardı. Kronik şeker vardı onda , nasıl iyileşebilirdi ki ? Sanırım bu mucize kedimin mucizelerinden biriydi.
Benim başıma hep güzellikler geldi onunla birlikte. Okulumu bitirdim , iyi bir iş buldum . Son olarak arabam bile oldu. Ona da Hatun diyordum. :)
Hatun o kadar sevgi doluydu ki . Biraz fazla hatta :) Yastıkta yatmayı severdi , sabah işe gitmek için uyandığımda ilk onu görürdüm karşımda , acıkmış olurdu mama isterdi. Adının söylendiğini hemen anlardı. Bazı zamanlarda veterinerde kaldığında , gece onu almam için kafeste dışarda bırakırlardı . Hatun diye seslenmeme her zaman miyavlayarak cevap vermişti. Dışardan eve geldiğimde heep kapıda karşılardı beni. Kucağıma alırdım . Yüzüme yüzünü sürmeye bayılırdı. Bir de parmağını eme eme uyumayı severdi. Malum pek anne sevgisi tadamamıştı.
Di'li geçmiş zaman kullandım çünkü 10 Haziran cuma günü mucize kedim , artık mucize yaratamayacaktı. Sabah kalktım o gün de her sabah gibi işe gitmek için. Çok heyecanlıydım akşama Malt'ın konseri vardı. Giyindim , hazırlandım. Baktım 10 dakika daha var evden çıkmama , huyumdur 5 dakika bile olsa acımam uyurum :) uyuyayım dedim. Hava da pek sıcaktı ancak henüz yorganımdan vazgeçebilmiş değildim. Camı açayım hem biraz hava alır odam dedim. Odamın balkonu vardı ancak kolu kırıldığından açamıyordum. Açtım camı , yatağım camın hemen yanındadır. Biraz üşüdüm kapasam mı dedim ama kapamadım .. Kapamadım işte ... Evden çıkma saati geldiğinde kalktım , kapımı çektim .. Tam kapıdan çıkacakken kulaklığımı unuttuğumu fark ettim , odama geldim tekrar , aldım kulaklığımı. Tekrar çektim kapımı ancak bu sefer iyi çekememiştim sanki , geri dönmedim . Dönmedim işte ... Evden çıktım işime gittim. Annemle akşam üzeri 4 gibi konuştuğunda sesi biraz bozuktu , neden dediğimde yorgunum diyerek geçiştirmişti..
Akşam konsere gittim ,eğlendim , gece 2 'ydi sanırım eve döndüğümde. Kapı açıldığında beni kapıda kimse karşılamadı. Benim şaşkınlığım daha geçmemişken annem anlattı "Odanın kapısı açıktı, iki kedi senin odandaydı, Hatun yok , kayıp " şoktaydım , annemin anlattığına göre, annem 2 -3 saatliğine okula gitmiş , döndüğünde bu manzarayla karşılaşmıştı, aşağıya indiğinde ise Hatun yoktu meydanda. Kedi düşmekle ölmez derler ya , kaçtı diye düşündük biz de .
Annem de aramış , ben de aradım. Sokakları "Hatun, gel kızım" diyerek dolaştım. Siyah bir kedi gördüm çöpte , kuyruğu aynı Hatundu , o sandım , sevindim , yaklaştığımda o olmadığını anladım. O an yıkılmanın kelime anlamını yüreğimde hissettim.
Dolaşmalarım bir kaç uykudan uyanmış komşu dışında sonuçsuz kaldı. Annem "yarın bulacağız onu söz" diye diye uyutabildi beni. Sabah 9 olmadan uyandım , bağırdım camdan , yine ses yok seda yok ..
Kahvaltıya oturduk , hava güzeldi balkonda kahvaltı vaktiydi. Hem balkonda olursak Hatun gezerse görürdük onu. Derken iki komşunun konuşması çekti dikkatimi : " O kedi ne oldu ? Öldü değil mi o ? " . O an başımdan aşağıya kaynar sular döküldü adeta. Hangi kedi dedim , içimden ne olur o olmasın diye bencilce dua ediyordum. Ancak korktuğum başıma gelmişti : "Dün bir gürültü oldu , bir baktık siyah bir kedi düşmüş " Dedim öldü mü peki , "Kapıcıya sor " cevabını aldım , o almış torbaya koymuş güzelimi. Seslendim kapıcımıza , karısı çıktı , sordum " Siyah kedi , düşen , öldü mü ? " "Öldü" dedi bana . İçim yanıyordu .
Hala yanıyor. Benim suçumdu , benim ihmalimdi , sonucunda ise onu kaybetmiştim ... Evin içinde koşturup duran , keyifli yaratık yoktu artık. Onun yokluğuna nasıl alışabilecektim ki ?
Bugün onsuz 3. gün , ne kadar alışılıyormuş 2 yıl da olsa , nasıl acısı kaldı içimde. Bir kediye ağlamanın en kötü yanı , seni kedisi olmayan kimsenin anlamamasıdır. Suçlamıyorum kimseyi ,belki benim de kedim olmasa , bunları yaşamasam " Alt tarafı kedi ,kimler ölüyor bak " derdim , ancak şu an biliyorum ki bu iş o kadar kolay değil.
Belki gözyaşlarım akmaz artık onun için , ama onun eksikliği hep yüreğimde .
Cennette görüşmek üzere meleğim , bekle beni .. O zaman da havalara bakıp bir anda atlayacaksın , yüzüme yüzünü sürüp mırlayacaksın. Umarım beni affetmişsindir. Seni çok seviyorum minik kızım , keşke hikayemiz bu kadar kısa sürmeseydi ... Keşke ..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)